Yaratılış 39 — 50

Yaratılış kitabının 39.bölümünde Şeytan Potifar’ın karısını kullanır ve Yaratılış kitabının 40.bölümünde Firavunun baş sakisini kullanır. Şeytan Potifar’ın karısını Yusuf’u hapse atmak için kullanır ve nankörlük edip Yusuf’u ihmal eden saray baş sakisini ise Yusuf’u daha uzun hapiste tutmak için kullanır; ama tüm bunların hepsi boştur. Çünkü tüm olayların arkasında Tanrı bulunur. Koşulların büyük çarklarının tüm kaynaklarına rehberlik eden Tanrının parmağıdır. Ve uygun vakit geldiği zaman Tanrı amacının adamı Yusuf’u ortaya çıkartır ve onun ayaklarını daha geniş bir yere yerleştirir. Şimdi, bu tür durumlar her zaman için Tanrının ayrıcalığı ve yetkisi olmuştur. Tanrı her şeyin üstündedir ve her şeyi Kendisinin büyük ve anlaşılamaz tasarılarını yerine getirmek için kullanabilir. Babamızın elinin ve düşüncesinin her şeyin üzerinde bulunduğunu bilmek ve bunu izlemek çok hoş ve rahatlatıcıdır. Her çeşit aracının -melekler- insanlar ve kötü ruhlar – egemen olan O’nun hizmetinde olduğunu hepsinin O’nun her şeye gücü yeten Elinin altında olduğunu ve yine hepsinin O’nun amaçlarını yerine getirmek için yapıldıklarını bilmek bize teselli ve umut verir.

Şimdi önümüzde bulunan kutsal yazılarda tüm bunlar çok dikkat çekici bir şekilde anlaşılırlar. Tanrı putperest bir zindancı başının çevresini, putperest bir kralın ev halkını ve evet, onun yatağının yanını ziyaret eder ve onun yatağında yatar iken gördüğü düşleri Kendi amaçlarını yerine geliştirmek için kullanır. Burada yalnızca bireylerin ve onların koşullarının Tanrının hedeflerini ilerletmek için ele alındığını ve kullanıldığını görmek ile kalmayız ama aynı zamanda Mısır ve çevredeki tüm diğer ülkeler de sahneye getirilir; kısaca, tüm yeryüzü, Tanrının eli tarafından “kardeşlerinden ayrılmış olanın” görkeminin ve yüceliğinin gösterileceği bir tiyatro olması için Tanrı tarafından hazırlanmıştır. Tanrının yolları işte böyledir. Ve bir canı en mutlu eden ve en yücelten uygulamalardan biri de budur; bir kutsalın canı böylelikle göksel Babasının hayran kalınacak eylemlerini izler. Yusuf’un bu gerçekten çok ilginç öyküsünde ortaya konan Tanrının ilahi takdiri ne kadar da güçlüdür! Şimdi bir an için hapishanedeki zindancı başının davranışına bakalım; orada “demir zincirlere vurulmuş” bir adam görüyor ve bu adam en iğrenç suçlardan biri nedeni ile mahkum edilmiş – toplum tarafından süprüntü olarak görülen ve toplum dışına atılmış biri ve yine de onu gördükten çok kısa bir süre sonra onu zindanda çok yüksek bir konuma yükseltip tüm tutsakların yönetimini ona veriyor. Ve şimdi bu durumda bu olaylarda Tanrının rolü olduğunu kim inkar edebilir?

“Sonra Firavun Yusuf’a, ‘Madem Tanrı tüm bunları sana açıkladı, o zaman senden daha akıllısı ve bilgilisi yoktur’ dedi. ‘Sarayımın yönetimini sana vereceğim. Bütün halkım buyruklarına uyacak. Tahttan başka senden üstünlüğüm olmayacak. Seni bütün Mısır’a yönetici atıyorum. Sonra mührünü parmağından çıkarıp Yusuf’un parmağına taktı. Ona ince ketenden giysi giydirdi. Boynuna altın zincir taktı. Onu kendi yardımcısının arabasına bindirdi. Yusuf’un önünde, ‘Yol açın!’ diye bağırdılar. Böylece firavun ona bütün Mısır’ın yönetimini verdi. Firavun, Yusuf’a, ‘ Firavun benim!’ dedi, ‘Ama Mısır’da senden izinsiz kimse elini ayağını oynatmayacak.” Yaratılış 41:39-44.

Burada Yusuf’a verilen yüceliğin hiç de sıradan bir yücelik olmadığını görüyoruz. Bu yüceliği Yusuf’un atıldığı kuyu ve zindan ile karşılaştırın. Ve tüm bunlara neden olan olaylar zincirine dikkat edin ve o zaman hemen Tanrının elini ve Rab İsa Mesih’in çektiği acıların ve sonrasındaki yüceliğinin çarpıcı bir örneğini göreceksiniz. Yusuf kardeşlerinin kıskançlığı ve öteki uluslardan olan kişilerin sahte yargısı yüzünden atıldığı kuyudan ve zindandan tüm Mısır ülkesi üzerinde egemenlik sürmesi için çıkartıldı. Ve yalnızca bu kadar da değil, aynı zamanda İsrail’e ve tüm yeryüzüne bereket kanalı ve yaşam besleyicisi olmak üzere yüceltildi. Tüm bunlar Mesih’e bir örnek teşkil ederler. Ve gerçekten de bu örnek bu konuda mümkün olabilecek en iyi örnektir. Bir insanın insan eli tarafından insan niyetleri ve amaçları ile ölüm yerine getirildiğini görüyoruz ve sonra da Tanrının eli tarafından saygınlık ve yücelik yerine yerleştirildiğini okuyoruz. “Ey İsrailliler, şu sözleri dinleyin! Bildiğiniz gibi Nasıralı İsa Tanrının, kendisi aracılığı ile aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtiler ile kimliği kanıtlanmış bir kişidir. Tanrının belirlenmiş amacı ve ön görüsü uyarınca elinize teslim edilen bu adamı yasa tanımaz kişilerin eli ile çarmıha çivileyip öldürdünüz. Tanrı ise ölüm acılarına son vererek O’nu diriltti. Çünkü O’nun ölüme tutsak kalması olanaksız idi.” Elçilerin İşleri 2:22-24.

Ama Yusuf’un öyküsünde belirtilmiş olan ile birlikte iki nokta daha mevcuttur ve bunlar verilen örneği daha dikkat çekici bir şekilde mükemmel hale getirir. Bu iki nokta ile söylemek istediğim, Yusuf’un Yaratılış kitabının 41.bölümünde bir yabancı ile yaptığı evlilik ve Yaratılış kitabının 45.bölümünde kardeşleri ile yapmış olduğu görüşmedir. Bundan sonra olayların gidişatını izleyeceğiz. Yusuf, kardeşlerine kendisini babasının gönderdiğini söylemiştir ve kardeşleri onu reddetmişler ve onu öleceği bir yere yani derin bir kuyunun içine bırakmışlardır. Tanrı ise Yusuf’u bu yerden alıp çıkartmış ve onu saygınlığın en yüksek konumuna çıkartmıştır: böylece yüceltildikten sonra bir geline sahip olur ve kardeşleri benlikleri açısından tamamen kırıldıkları ve onun önünde diz çöktükleri zaman Yusuf kendisini onlara tanıtır, onların yüreklerini sakinleştirir ve onları berekete boğar ve sonra o da hem kardeşlerine hem de tüm dünyaya bereket kanalı haline gelir.

Yusuf’un evliliği ve kardeşleri ile barışması konusunda kısaca belirtmek istediğim birkaç şey daha var. Yabancı eş Kiliseyi ima etmektedir. Mesih Kendisini Yahudilere sundu ve reddedildi, yücelerdeki yerine oturdu; Yahudi ve diğer uluslardan olan kişilerin birleştirilmiş olduğu kiliseyi O’nun ile göksel yücelikte bir araya gelmek üzere oluşturması için Kutsal Ruhu yeryüzüne gönderdi. Kilise öğretişi ile ilgili olarak belirtmiş olduğumuz sözlerimiz Yaratılış kitabının 24.bölümünde mevcuttur. Ama burada dikkat edilmesi gereken bir iki nokta daha vardır. Ve biz önce ilk olarak Yusuf’un Mısırlı gelininin Yusuf ile onun yüceliğinde yakın bir şekilde bir araya getirildiğini görüyoruz. (Yusuf’un karısı, Mesih’in yüceliğinde Mesih ile birleşmiş olan kiliseye örnek olarak verilmiştir; Musa’nın karısı ise Mesih’in reddedilişinde Mesih ile birleşmiş olarak kiliseyi temsil etmektedir.) Yusuf’un karısı Yusuf’un bir parçası olarak Yusuf’a ait olan her şeyi paylaştı. Ayrıca yalnızca kendisinin bildiği bir şekilde Yusuf’a yakın ve mahrem bir konuma sahip oldu. Böylelikle Kuzu’nun gelini olan kilise için de aynı şey geçerlidir. Kilise Mesih’in hem reddedilişini hem de yüceliğini paylaşmak üzere Mesih’in bedeni olmuştur. Kilisenin konumuna özellik veren Mesih’in konumudur. Ve kilisenin konumu her zaman kilisenin yürüyüşünün karakteri olmalıdır. Eğer Mesih ile birleşti isek o zaman O’nun görkeminde yüceldik ve artık eski yaratık değiliz. “Bu nedenle artık biz kimseyi insan ölçülerine göre tanımayız. Mesih’i bu ölçülere göre tanıdık ise de artık öyle tanımıyoruz; bir kimse Mesih’te ise yeni yaratıktır, eski şeyler geçmiş ve her şey yeni olmuştur.” 2.Korintliler 5:16. Kilisenin toplandığı nokta yücelikteki Mesih’tir. Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman tüm insanları kendime çekeceğim.” Yuhanna 12:32.

Bu ilkenin net kavranışı ilk bakışta göründüğünden çok daha fazla pratik değere sahiptir. Yüreklerimizin eğilimi gibi şeytanında hedefi her zaman Tanrının her şeydeki hedefinden bizi uzak tutmak için bizi kandırmaktır ve bunu özellikle Hristiyanlar olarak sahip olduğumuz birliğin merkezinde yapmaya çalışır. Bu düşünce çok rağbet gören bir düşüncedir; “Kuzu’nun kanı kutsalların birliğidir.” Onların birlik merkezini oluşturan Mesih’in kanıdır.

Şimdi bizi Tanrının huzurunda bireysel olarak tapınanlar olarak konum sağlayan şeyin Mesih’in sınırsız değerdeki kanı olduğu hamdolsun ki, doğrudur! Bu nedenle, işte bu paha biçilmez değerdeki kan bizim Tanrı ile olan paydaşlığımızın tanrısal temelini oluşturur. Ama bir kilise olarak birliğimizin merkezinden söz ettiğimiz zaman Kutsal Ruhun bizi diriltilmiş ve yüceltilmiş bir Mesih’in Kişiliğine topladığını görmemiz gerekir. Ve bu yüce gerçek biz Hristiyanlar olarak sahip olduğumuz birliğe bir karakter – yüce ve kutsal bir karakter – verir. Eğer bundan daha aşağıda olan bir konumu kabul eder isek o zaman kaçınılmaz olarak bir mezhep ya da hizipleşme oluşturmamız gerekecektir. Eğer önemli görünen ya da bir gerçeğe benzeyen bir düzen çevresinde toplanır isek ve bunun ne kadar tartışma götürmez  bir düzen olduğunu zanneder isek o zaman merkezimize Mesih’ten daha değersiz bir şeyi koymuş oluruz.

Bu nedenle göklerde diri ve yüceltilmiş bir Baş’ta bir araya getirilmiş olmanın gerçeğinden kaynaklanan pratik sonuçlar üzerinde düşünmek çok önemlidir. Eğer Mesih yeryüzünde olsa idi o zaman O’nun ile burada birleşmemiz gerekir idi; ama O göklerde saklı olduğu için Kilise karakterini O’nun göklerdeki konumundan alır. Mesih işte bu yüzden şu sözleri söyleyebildi: “Çünkü ben bu dünyadan olmadığım gibi onlar da bu dünyadan değiller.” Yuhanna 17:16b. Ve yine aynı konuda başka bir ayete bakalım: “Onları gerçek ile kutsal kıl. Senin Sözün gerçektir.”Yuhanna 17:17. Yine aynı şekilde 1.Petrus’ta şu ayetleri okuruz: “İnsanlarca reddedilmiş ama Tanrıya göre seçkin ve değerli olan diri taşa, Rabbe gelin. O sizi diri taşlar olarak ruhsal bir tapınağın yapımında kullansın. Böylelikle İsa Mesih aracılığı ile Tanrının beğenisini kazanan ruhsal kurbanlar sunmak üzere kutsal bir kahinler topluluğu olursunuz.” 1.Petrus 2:4,5. Eğer Mesih ile birleşti isek o zaman O’nun ile O nasıl ise ve O nerede ise bizim de O’nun gibi ve O’nun bulunduğu yerde olarak birleşmemiz gerekir. Ve Tanrının ruhu bu gerçeği anlama konusunda canlarımızı ne kadar çok yönlendirir ise o zaman bizim olan yürüyüşün karakterini o kadar daha net olarak görebileceğiz. Yusuf’un gelini Yusuf ile kuyuda ya da zindanda birleşmedi; Yusuf’un Mısır’daki saygınlığının ve yüceliğinin konumu içinde birleşti. Ve Yusuf’un karısının olayında her iki konum arasındaki büyük farklılığı algılama konusunda zorluk çekmeyiz.

Ama daha sonra şu sözleri okuruz: “Kıtlık yılları başlamadan önce, On kentinin kahini Potifera’nın kızı Asenat Yusuf’a iki erkek çocuk doğurdu.” Yaratılış 41:50. Sıkıntılı bir dönem gelecek idi, ama bu dönem gelmeden önce Yusuf’un karısı ile olan beraberliğinin sonucu olan ürünler ortaya çıktı. Tanrının Yusuf’a vermiş olduğu çocuklar bu deneme zamanından önce var olmaya çağrıldılar. Aynı durum kilise için de geçerli olacaktır. Tüm üyeler çağrılacak ve tüm beden tamamlanacak ve göklerdeki Baş ile tüm yeryüzüne gelecek olan “büyük sıkıntıdan” önce üyeler O’nun bedeninde bir araya geleceklerdir.

Şimdi bir süre için Yusuf’un kardeşleri ile olan görüşmesine dönelim. Bu görüşmede, İsrail’in sön dönemdeki günlerine benzeyen bazı noktalar bulacağız. Yusuf’un kardeşlerinden gizlendiği dönem boyunca kardeşleri derin ve zorlu bir denemeden geçmeye çağrılacaklardır – vicdanlarındaki yoğun duygular onlara acı verecektir. Bu duygulardan bazıları ayetteki şu sözler ile ortaya dökülürler: “Ve birbirlerine, ‘Besbelli kardeşimize yaptığımızın cezasını çekiyoruz’ dediler. ‘Bize yalvardığı zaman nasıl sıkıntı çektiğini gördük. Ama onu dinlemedik. Bu sıkıntı onun için başımıza geldi. Ruben, ‘Çocuğa zarar vermeyin diye sizi uyarmadım mı?’ dedi. Ama beni dinlemediniz. İşte şimdi kanının hesabı soruluyor.” Yaratılış 42:21,22.

Yine Yaratılış kitabının 44.bölümünde şu sözleri okuruz: “Yahuda, ‘Ne diyelim, efendim?’ diye karşılık verdi. ‘Nasıl anlatalım? Kendimizi nasıl temize çıkaralım? Tanrı, suçumuzu ortaya çıkardı.” Yaratılış 44:16. Hiç kimse Tanrının öğrettiği gibi öğretemez. Yalnızca Tanrı vicdanda günah ile ilgili gerçek duyguyu ortaya çıkarabilir. Ve canı Kendi Huzurunun koşullarının engin derinliklerinden aşağı indirebilir. Tüm bunların hepsi Tanrının yapacağı işlerdir. İnsanlar, Her Şeye Gücü Yeten Tanrının oku vicdanlarını delene kadar her şeyden habersiz olarak suçluluk kariyerlerinde ilerlemeye devam ederler ve ancak o zaman kurtaran sevginin zengin kaynaklarında huzur bulabilecek yürek araştırmalarına ve canın yoğun tecrübelerine yönlendirilirler. Yusuf’un kardeşleri Yusuf’a yaptıklarının neden olduğu şeylerin kendilerine geri dönmesi gerektiğine dair bir algıya sahip değiller idi. “Yusuf’u aldılar ve susuz ve boş bir kuyuya attılar. Ve sonra yemek yemek için oturdular.” Yaratılış 37:24,25. “Tas tas şarap içenler. Yağların en güzelini sürünenler. Yusuf’un yıkımına kederlenmeyenler!” Amos 6:6.

Ama yine de her şeye rağmen Tanrı yürekte acı ve vicdanda tecrübe üretti ve bunu olabilecek en harika şekilde yaptı. Aradan yıllar geçmiş idi ve bu kardeşler boş yere her şeyin yolunda olduğunu düşünmüş olabilirler idi; ama sonra, “yedi yıl bolluk ve yedi yıl kıtlık!” Bu sözler ne anlama geliyor idi? Onları kim gönderdi? Ve hangi amaç için tasarlanmışlar idi? Hayran kalınacak bir ilahi takdir! Araştırılamaz bir bilgelik! Kıtlık Kenan ülkesine ulaşır ve açlık suçlu kardeşleri yaraladıkları Yusuf’un ayaklarına kadar götürür. Tüm bu olaylarda Tanrının elinin nasıl ortaya çıktığı çok dikkat çekicidir! Şimdi orada Yusuf’un önünde vicdanlarına Tanrının oku girmiş olarak öylece duruyor ve “kötü ve kirli” elleri ile kuyuya attıkları kişiye bakıyorlar idi. Günahlarının onları yakalamış olduğu kesin idi; ve bu olay Yusuf’un önünde gerçekleşmiş idi. Ne kadar bereketli bir yer!

“Sonra Yusuf adamlarının önünde, kendini tutmayıp, ‘Herkesi çıkarın buradan’ diye bağırdı. Kendini kardeşlerine tanıttığı zaman yanında kimse olmasın istiyor idi.” Yaratılış 45:1. Bu kutsal sahneye hiç bir yabancının tanıklık etmesine izin verilmemiş idi. Hangi yabancı böyle bir durumu anlayabilir ya da takdir edebilir idi? Biz burada tanrısal lütfun huzurunda tanrısal bir şekilde işlenmiş olan kanaate tanıklık etmeye çağrıldık. Ve söyleyebileceğimiz şudur: bu ikisi bir araya geldiği zaman her sorun için kolay bir çözüm mevcut olur.

“Ve Yusuf kardeşlerine, ‘Lütfen bana yaklaşın’ dedi. Onlar yaklaştığı zaman Yusuf şöyle devam etti: ‘Mısır’a sattığınız kardeşiniz Yusuf benim. Beni buraya sattığınız için üzülmeyin. Kendinizi suçlamayın. Tanrı insanlığı korumak için beni önden gönderdi. Çünkü i yıldır ülkede kıtlık var ve bu kıtlık beş yıl daha sürecek. Kimse çift süremeyecek ve ekin biçemeyecek. Tanrı yeryüzünde soyunuzu korumak ve harika biçimde canınızı kurtarmak için beni önünüzden gönderdi. Beni buraya gönderen siz değilsiniz, Tanrı’dır!” ;Yaratılış 45: 4-8a. İkna edilmiş vicdanı mükemmel bir huzura kavuşturan lütuf gerçekten de işte bu lütuftur! Kardeşler tam olarak vicdanlarını yargılamışlar idi ve Yusuf’un bu nedenle şimdi yalnızca onların kırılmış yüreklerine bereketli merhemden dökmesi gerekiyor idi. Tanrının son dönemde İsrail ile yapacağı işlere tüm bu olaylar hoş bir örnek teşkil etmekte idiler; “Deldikleri kişiye bakacaklar ve yas tutacaklar.” Ve sonra tanrısal lütfun gerçekliğini ve açılacak olan o temizleyici pınarın yeterliliğini kanıtlayacaklar: “O gün Davut soyunu ve Yeruşalim’de yaşayanları günahtan ve ruhsal kirlilikten arındırmak için bir pınar açılacak.” Zekeriya 13:1.

Elçilerin İşleri kitabının 3.bölümünde Tanrının Ruhunun Yahudilerin vicdanlarında bu tanrısal kanaati üretmek için Petrus aracılığı ile işlediğini görürüz. “İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un Tanrısı, atalarımızın Tanrısı Oğul’u İsa’yı yüceltti. Siz O’nu ele verdiniz. Pilatus O’nu serbest bırakmaya karar verdiği halde siz O’nu Pilatus’un önünde reddettiniz. Kutsal ve Adil Olan’ı reddedip bir katilin salıverilmesini istediniz. Siz Yaşam Önder’ini öldürdünüz ama Tanrı O’nu ölümden diriltti ve biz bunun tanıklarıyız.” Elçilerin İşleri 3:13-15. Bu ifadeler, Yusuf’un kardeşleri tarafından yapılan itirafları – “bizler gerçekten suçluyuz”- işitenlerin yüreklerinden ve ağızlarından temin etmek için tasarlanmışlardır. Ve sonra bu sözleri lütuf hakkındaki sözler izler: “Şimdi ey kardeşler, yöneticileriniz gibi sizin de bilgisizlikten ötürü böyle davrandığınızı biliyorum. Ama bütün peygamberlerinin ağzından Mesihi’nin acı çekeceğini önceden bildiren Tanrı sözünü bu şekilde yerine getirmiştir. Öyle ise, günahlarınızın silinmesi için tövbe edin ve Tanrıya dönün, öyle ki, Rab size yenilenme fırsatları versin ve sizin için önceden belirlenen Mesih’i, yani İsa’yı göndersin.” Elçilerin İşleri 3:17-20. Burada gördüğümüz şudur: Yahudiler aynı Yusuf’un kardeşlerinin Yusuf’a davrandıkları şekilde Mesih’e kötü davranıp O’nu öldürmelerine rağmen her iki konuda da Tanrının lütfunun egemenliği görülür. Yani, her şey Tanrının onlar için olan bereketinin buyrulması ve önceden gösterilmesi için ortaya konmuştur. Bu lütuf, insan düşüncesinin çok ötesine geçen mükemmel lütuftur ve bu lütfun tadını çıkartmak için gerekli olan tek şey, Tanrının gerçeği tarafından tam olarak ikna edilmiş olan bir vicdandır. “Biz gerçekten suçluyuz” diyebilen kişiler eşsiz lütfun sözlerini doğru olarak anlayabildiler. “Siz değilsiniz, Tanrı’dır!” Bunun her zaman böyle olması gerekir. Kendi mahkumiyetini tam olarak beyan etmiş olan bir can Tanrının bağışlamasını anlamak ve takdir etmek için hazırlanmış olan candır.

Bu kitabın diğer bölümleri Yakup’un ve ailesinin Mısır’a alınması ve onların Mısır’a yerleşmeleri ile devam eder; geri kalan kıtlık yılları boyunca Yusuf’un yaptıkları; Yakup’un on iki atayı bereketlemesi ve Yakup’un ölmesi ve gömülmesi. Her ne kadar ruhsal zihin bu konular üzerinde durmak ile beslenebilecek 1 pek çok şey elde etse de biz bu konuların ayrıntıları üzerinde durmayacağız. Yakup’un derin hatta dipsiz korkuları oğlu Yusuf’u diri ve yüceltilmiş olarak gördüğü zaman ortadan yok oldular ve Tanrının şaşırtıcı lütfu her şeye egemen gücü ve aynı zamanda yargı ile karıştığı aşikar olan kudreti içinde Yakup’un oğullarını, kardeşleri Yusuf’u göndermiş oldukları aynı yere gitmek zorunda bıraktı. Ve yine Yusuf’un tüm bu olanlar boyunca göstermiş olduğu dikkat çekici lütuf! Yusuf firavun tarafından çok yükseltilmiş olmasına rağmen kendini saklar ve insanların krala olan kalıcı bağlılıklarını sürdürmelerini ister. Firavun, “Yusuf’a gidin” der ve Yusuf da buna karşılık şunu söyler: “Sahip olduğunuz her şey ve hepiniz firavuna aitsiniz.” Bu sözler çok hoş bir şekilde ilgi çeken sözlerdir. Ve canı şu gelecek olan döneme yönlendirirler; İnsanoğlu tanrısal atama ile tüm yönetimler üzerinde egemenliğini eline aldığı ve kurtarılmış olan tüm yaratılış üzerinde hakim olduğu zaman sonsuz tanrısal buyruklar uyarınca Kilise – Kuzu’nun gelini – O’na en yakın ve en mahrem yerde olacaktır. Tamamen yenilenmiş olan İsrail evi O’nun lütufkar eli aracılığı ile beslenecek ve destek görecektir. Ve tüm yeryüzü O’nun kraliyet asası altında bulunmanın derin ve yüce bereketini bilecektir. Sonunda, her şeyi Kendine boyun eğecek duruma getirdikten sonra yönetimlerin egemenliğini Tanrının ellerine geri verecektir, öyle ki, “Tanrı her şeyde her şey” olsun. Tüm bunlardan Yusuf’un öyküsünün zenginliği ve bolluk ile bereketi hakkında bazı düşünceler oluşturabiliriz. Kısaca özetleyecek olur isek, Yusuf’un öyküsü çok farklı bir örnek ile Oğul’un İsrail evi ile ilgili olan görevini  önümüze koyar – Oğul’un alçaltılması ve reddedilmesi – İsrail’in derin tecrübeleri ve nihai tövbesi ile yenilenmesi – Kilisenin Mesih ile birleşmesi- Mesih’in yüceltilmesi ve evrensel egemenliği. Ve Yusuf’un öyküsü bize son olarak şunu işaret eder: “Tanrı’nın her şeyde her şey olacağı” zamanı! Tüm bu şeylerin esin ile yazılmış olan Kutsal Kitap boyunca tam olarak bina edildiklerini ve detaylı bir şekilde öğretildiklerine dikkat çekmek oldukça gereksizdir; bu nedenle tüm bu şeyler ile ilgili gerçeği Yusuf’un öyküsü üzerine bina etmeyiz; ama yine de bu değerli gerçeklerin böyle erkenden verilen imalarını görmek ve anlamak çok değerlidir. Kutsal yazıları kapsayan tanrısal birliği bize bu erken imalar kanıtlar. Yaratılış kitabına ya da Efesliler – Eski Antlaşma’nın ya da Yeni Antlaşma’nın peygamberlerine – kitabına baktığımız zaman, her ikisinde de aynı gerçekleri öğreniriz. “TÜM KUTSAL YAZILAR TANRI ESİNİDİRLER.”


1. Yakup’un kariyerinin sonu onun olaylı öyküsünde yer alan önceki tüm sahneler ile çok hoş bir zıtlık teşkil eden bir şekilde biter. Ve insana fırtınalı bir günden sonra gelen sakin bir akşamı hatırlatır. Gün boyunca bulutlar, sisler ve karartılar tarafından saklanmış olan güneş ışınlar ile gökyüzünü aydınlatarak görkemi ve parlaklığı ile ortaya çıkar ve parlak bir yarının sevinç veren ümidini ileri sürer. Böylece şimdi bu durum bizim yaşlanmış olan atamız Yakup için de geçerlidir. Kardeşinin ayağını kaydırıp yerine geçen, pazarlık yapan, kovalayan, kendince düzenler kuran, yer değiştiren, hile yapan ve imansızlık ile gelen bencil korkular – doğanın ve yeryüzünün tüm bu karanlık bulutları artık ortadan kaybolmuş gibidirler ve yalnızca Yakup Tanrı ile paydaşlığın sağlayabileceği o kutsal ustalık içinde imanın sakin yüceliği ile bereket ihsan etmek ve saygınlık vermek için ortaya çıkar.

İnsan doğasının gözleri sönük olsa da imanın görüşü keskindir. Efrayim ve Manaşşe’ye atanmış olan ilgili konumlar hakkında Tanrının öğütlerine göre hareket eden Yakup artık kandırılamaz. Yakup, Yaratılış kitabının 27.bölümündeki gibi nerede ise ölümcül olan bir hata yüzünden “dehşet içinde kalıp titremek” zorunda değildir. Tam aksine! Az bilgisi olan oğluna verdiği karşılık şöyledir: “Biliyorum oğlum, biliyorum.” İshak’ın teklifsizliğinde olduğu gibi duygu gücü Yakup’un ruhsal görüşünü söndürmemiştir. Yakup’a tecrübe okulunda tanrısal amaca yakın kalmanın önemi öğretilmiştir ve bu yüzden insan doğasının etkisi Yakup’u artık harekete geçiremez.

Yaratılış kitabının 48:11 ayetinde şu harika örneği görürüz: Tanrı her zaman bizim düşüncelerimizin üstüne yükselir ve Kendisinin bizim tüm korkularımızdan daha güçlü ve iyi olduğunu kanıtlar. “Sonra Yakup Yusuf’a, ’Senin yüzünü göreceğimi hiç sanmıyor idim’ dedi, ‘ama işte Tanrı bana senin soyunu bile gösterdi.’” Yaratılış 48:11. İnsan doğasının bakış açısına göre Yusuf ölü idi; oysa Tanrının bakış açısına göre Yusuf diri idi ve tahtın hemen yanındaki en yüce yetki yerinde oturuyor idi. “Yazılmış olduğu gibi, ‘Tanrının Kendisini sevenler için hazırladıklarını hiç bir göz görmedi, hiç bir kulak duymadı ve hiç bir insan yüreği kavramadı!” 1.Korintliler 2:9. Keşke canlarımız Tanrı’yı ve O’nun yollarını kavramak için daha yükseklere çıkabilseler idi!

Yaratılış kitabının sonunda “Yakup” ve “İsrail” adlarının sunulduğu şeklin farkına varmak ilginçtir. “Biri Yakup’a, ‘oğlun Yusuf geliyor’ diye haber verdi. İsrail bunun üzerine kendini toparlayıp yatağında oturdu.” Yaratılış 48:2. Ve bu ifadeye sonra hemen şu sözler eklenir: “Yakup, Yusuf’a, ‘Her Şeye Gücü Yeten Tanrı Kenan ülkesinde, Luz’da bana görünerek beni kutsadı.”  Yaratılış 48:3. Şimdi artık biliyoruz ki, kutsal yazılarda özel anlamı olmayan hiç bir şey mevcut değildir. Ve işte bu yüzden bu isim değişikliği bazı bilgiler içerir. Ve genellikle bu bilgiler hakkında düşünülen şudur: “Yakup” Tanrının inmiş olduğu derinliği ortaya koyar ve “İsrail” ise Yakup’un yukarı çıktığı yüksekliği ortaya koyar.