Bölüm 33

Buyurulan Hizmetin Yapılabilmesi İçin Verilen Üstün Yetenekler

Mısır’dan Çıkış 31

Artık Buluşma Çadırı ile ilgili tüm ayrıntılar verilmiş bulunmaktadır. Geriye kalan yalnızca tek bir şey vardır – Musa’nın almış olduğu çeşitli buyrukların yerine getirilmesi ile ilgili sağlayış. Bu da Rabden kaynaklanır; çünkü her şeyin lütuf ile olması gerekir.

“Rab, Musa’ya şöyle dedi: ‘Bak, Yahuda oymağından özellikle Hur oğlu Uri oğlu Besalel’i seçtim. Beceri, anlayış, bilgi ve her türlü ustalık vermek için onu ruhumla doldurdum. Öyle ki, altın, gümüş, tunç işleyerek ustaca yapıtlar üretsin; taş kesmede ve kakmada, ağaç oymacılığında, her türlü sanat dalında çalışsın. Ayrıca Dan oymağından Ahisamak oğlu Oholiav’ı onunla çalışması için görevlendirdim. Sana buyurduğum işlerin hepsini yapabilsinler diye öteki becerikli adamlara üstün yetenekler verdim. Buluşma Çadırını, Levha Sandığını, sandığın üzerindeki Bağışlanma Kapağını, çadırın bütün takımlarını, masa ile takımlarını, saf altın kandillik ile takımlarını, buhur sunağını, yakmalık sunu sunağı ile takımlarını, kazan ile kazan ayaklığını, dokunmuş giysileri – Kahin Harun’un kutsal giysileri ile oğullarının kahin giysilerini – mesh yağını, kutsal yer için güzel kokulu buhuru tam sana buyurduğum gibi yapsınlar.’” (1-11. ayetler)

Buradaki Kutsal Yazılardan iki şey öğreniriz. Birincisi, hizmetkarlarını yalnızca Tanrı atayabilir; ve ikinci olarak çağrıldıkları hizmet için onları yalnızca Tanrı donatabilir. Bu her iki nokta özel dikkat hak ederler. Hem Besalel’in hem de Oholiav’ın, Tanrı tarafından adlandırıldıklarına dikkat çekilecektir. Adları ile seçildiler ve çağrıldılar. Bu ilke, tüm ilahi takdirler için geçerlidir. Elçi, Mesih’in kahinliğinden söz ettiği zaman bunu kanıt olarak gösterir ve şöyle der: “Nitekim Mesih de baş kahin olmak için kendini yüceltmedi. O’na’Sen benim Oğlum’sun, bu gün ben sana Baba oldum’ diyen Tanrı O’nu yüceltti. Başka bir yerde de diyor ki, ‘Melkisedek düzeni uyarınca sen sonsuza dek kahinsin.’ (İbraniler 5: 5,6) aynı şekilde kendisinden de “Tanrı’nın isteği ile Mesih İsa’nın elçisi olmaya çağrılan kişi” olarak söz eder. (1. Korintliler 1:1; 2. Korintliler 1:1) Bu, önemli bir anı belirten bir ifadedir; çünkü Tanrı tarafından çağrılmayan ve gönderilmeyen şeylere müdahale etmek küstahlıktan da kötü olurdu. Tanrı’nın, hizmetkarlarını bu takdiri ilahi içinde adları ile çağırmadığı doğrudur – en azından elçi Pavlus’un yaşadığı dönemden bu yana bunu yapmadı.; ama her hizmetkarın, hizmetini, Tanrı tarafından onaylanmış olarak görmesi gerekir. Böylece yaptığı hizmet her ne ise, onun Tanrı’nın isteği olduğundan kuşku duymadan o hizmeti yerine getirebilir. Hem güvenin hem de cesaretin kaynağı bu tür bir kanaattir. Bu nedenle Rab Yeşu’ya şunları söyler: “Sana güçlü ve yürekli olmanı buyurmadım mı? Korkma, yılma. Çünkü Tanrın Rab gideceğin her yerde seninle birlikte olacak.” (Yeşu 1:9) Tüm hizmetin özü, gerçekten de itaatte yatar; çünkü eğer Tanrı’nın isteğini yerine getirmiyorsam, bu hizmet sayılmaz. Rabbin Kendisi, hizmet yaşamının tamamını itaat olarak ifade eder: “Çünkü kendi isteğimi değil, beni gönderenin isteğini yerine getirmek için gökten indim.” (Yuhanna 6:38) Bu nedenle, bizlerin de Besalel ve Oholiav gibi Rab tarafından gönderilip gönderilmediğimiz, işimize ve hizmetimize çağrılıp çağrılmadığımız konusunda emin olmamız öncelik tanımamız gereken ilk konudur; ve Rabbin ayaklarının dibinde otururken bulunup bulunmadığımız konusunda Rabbin ne düşündüğü çok geçmeden açıklanacaktır.

Ancak ikinci nokta, adları ile çağrıldıklarında Tanrı’nın Ruh’u ile dolduruldukları ve kendilerine teslim edilen hizmeti yerine getirmek için bilgelik ve anlayış konusunda Rabbe bağlı kılındıkları hakkındadır. Tanrı’nın hizmetinde insan bilgeliğinin yeri yoktur. “Çünkü Tanrı’nın ‘saçmalığı’ insan bilgeliğinden daha üstün, Tanrı’nın ‘zayıflığı’ insan gücünden daha güçlüdür.” Elçi Pavlus, herhangi birinin kendisini bu dünyada bilge olarak gördüğü takdirde, onun bilge olabilmesi için akılsız olmasına izin verilmesi gerektiğini söyler. İşte bu nedenle, akıllı kişiler – kendi anlayışlarına bel bağlayanlar – tanrısal konular ile ilgilendikleri zaman genellikle akılsızlıktan başka bir şey sergilemezler. Ama bu gerçeği en çok hatırlaması gereken kişiler Tanrı’nın hizmetkarlarıdırlar. Kutsal Yazılar hakkında kendi insan mantıkları ya da anlayışları ile düşünme konusunda sık sık ayartmalar ile karşılaşırlar ya da Tanrı’nın kilisesinde karşılaşılan güçlükler ile ilgili olarak zihinleri karışır. Ancak yine de eğer Tanrı’dan ayrı olarak hiç bir anlayış ya da bilgeliğin var olamayacağı hatırlanacak olur ise – O’ndan gelenler olarak anlayış ve bilgelik sürekli bir bağımlılık içinde muhafaza edilecektir – tek koşul, bu gerçeğin kabul edilmesidir. Bunun sonucunda ortaya çıkan eylem – bunun için Tanrı’nın bir söz verdiğinden emin olmak gerekir – yerine Tanrı’yı beklemek olacaktır, ama beklemenin nedeni, talep edilen hizmet için gerekli bilgeliği elde etmektir. Buna bir nokta daha eklenebilir. Hizmetteki tanrısal bilgeliğin kanıtı, hizmetin Tanrı’nın sözüne uygun olarak yerine getirilmesidir. “Her şey buyurduğuma uygun olarak yapılacaktır.” Bu nedenle, söz, hem hizmetkarın rehberi hem de hizmetin denenmesidir – tanrısal düşünceye uygun olarak tanrısal bilgelik ile yapıldığının kanıtıdır. Besalel ve Oholiav’a kişisel karar yetkisi asla verilmedi. Hiçbir şekilde insan tarafından konuların bir sınıflandırılması yapılmadı ya da işlenecek malzemelerden elzem olan ya da elzem olmayan belirtilmedi. İnsanın düşüncelerine ya da hayallerine bırakılan bir şey ile ilgili en ufak bir iz bile mevcut değildi. Öte yandan, insan bilgeliğine bırakılan bir şey de yoktu. Her şeyin Musa’ya verilen buyruklara uygun olarak verilmesi gerekiyordu. Besalel’in hizmet modeli ile Oholiav’ın hizmet modeli arasında bir fark yoktu. Her ikisi de aynı şekilde en ufak ayrıntıya kadar Tanrı’nın belirttiği özel buyruklara bağlı idiler. Herkesin kendi gözünde doğru olanı yapmak için Hıristiyanların bile özgürlük peşinde koştukları günümüzde bu gerçeğin vurgulanması gereklidir. Hıristiyanlığın çeşitli mezhepleri, kilise örgütüne ait farklı yönetim şekilleri ile birlikte Besaleller ve Oholiavlar tarafından biçimlendirilmediklerini, tanrısal görev almamış ve bilgelik ve anlayış ruhu ile donatılmamış kişiler tarafından oluşturulduklarının en büyük göstergeleridirler. Çünkü Tanrı sözü tarafından denenmeye dayanamayacaklardır ve bundan dolayı şu sözü duymuş olan herkes tarafından reddedilmeleri gerekir: “Söz dinlemek kurbandan, sözü önemsemek de koçların yağlarından daha iyidir.” (1. Samuel 15:22) O zaman bu durumda, keşfin bu yönde başlatılması gerekecektir, yani her şeyin harabe olduğu ve her şeyin Tanrı’nın sözü tarafından çökme ve başlangıç ile mühürlendiği yerden yola çıkmak gerekir. Tanrısal denemeye dayanamayacak olan her şeyi reddederek başlamamız gerekir ve sonra da zayıflığımıza ve zihnimizin karışık olmasına rağmen, her şeyi Tanrı’nın düşüncesine ve isteğine göre düzenlemenin ardından gitmemiz doğru olur.

Şabat günü bir kez daha tembih edildi.

“Rab Musa’ya şöyle buyurdu: ‘İsrailliler’e de ki, ‘Şabat günlerimi kesinlikle tutmalısınız. Çünkü o sizinle benim aramda kuşaklar boyu sürecek bir belirtidir. Böylece anlayacaksınız ki, sizi kutsal kılan Rab benim. Şabat Gününü tutmalısınız, çünkü sizin için kutsaldır. Ki onun kutsallığını bozarsa kesinlikle öldürülmeli. O gün çalışan herkes halkın arasından atılmalı. Altı gün çalışılacak; ama yedinci gün Rabbe adanmış Şabat’tır, dinlenme günüdür. Şabat günü çalışan herkes kesinlikle öldürülmelidir. İsrailliler sonsuza dek sürecek bir antlaşma gereği olarak, Şabat Gününü kutlamaya kuşaklar boyu özen gösterecekler. Bu, İsrailliler ile benim aramda sürekli bir belirti olacaktır. Çünkü ben,Rab yeri ve göğü altı günde yarattım, yedinci günde işe son verip dinlendim.” (12-17. ayetler)

Birinin söylemiş olduğu gibi, “Şabat daima, halk ve Tanrı arasında bina edilen ilişki ne olursa olsun herhangi bir ilke var olduğu zaman, ortaya çıkar: Tanrı’nın huzur diyarına girebilmeleri ve dinlenebilmeleri için Tanrı ve Halkının arasındaki her ilişkide teklif edilenin sonucudur.” Şabat’ın anlamı daha önce açıklanmıştır, ama Tanrı’nın yüreğini açıklaması ile ilgili sürekli uyarılar göz ardı edilemez. Tanrı, halkının nasıl olduğunu ve sorumluluk altında nasıl başarısız olacaklarını biliyordu, bu nedenle, Tanrı, bir anlamda, ortaya çıkan sonuç nedeni ile hiç bir zaman hayal kırıklığına uğramadı. Öte yandan, Kendisi ve Halkı arasındaki her ilişkiye uygulanan şabatın ilave edilmesi Tanrı’nın şu arzusunu ortaya koyar: Tanrı, halkının, onlar için olan amaçlarının tamamlanmasını gayretle (eğer bu tür bir insan dili kullanılabilir ise) arzu eder. Ve O’nun dinlenmesini paylaşırken, O’nunla kutsanmış bir paydaşlığa sahip olmanın tadını çıkartmalarını ister. Şabat’ın anlamı, Tanrı’nın dinlenmesidir ve Tanrı aynı dinlenmeyi halkı için de amaçlamıştır. Halkın huzur diyarına hiç bir zaman girmediğini biliyoruz ve bu konu İbraniler kitabının 4. bölümünde tam olarak ifade edilmiştir; ama O’nun amaçları asla başarısızlığa uğramaz ve bu yüzden sorumluluk altındaki insanın kaybettiği şey, O’nun Kendi lütfunun öğütleri uyarınca bina edilecektir. Böylece Tanrı halkı için bir Şabat Günü rahatı kalıyor; ve iman eden herkes bu rahata erecektir – Tanrı’nın, Halkı ile olan ilişkisindeki tüm öğütlerini ve yollarının konusu ve sonucu. Bu nedenle, bu ilahi takdirin içinde olan bizler, hatta İsrailoğulları olarak bile, çöl yolcularıyız, Tanrı’nın sözünü ettiği rahata doğru yol alıyoruz; ama kurtuluşumuzun Kaptanının önderliğinde olduğumuz için bu rahata kavuşma konusunda başarısız olmamız mümkün değildir.

Bölüm ve kitabın bu kısmı, Tanrı’nın üzerine eli ile antlaşma koşullarını yazdığı iki taş levhayı Musa’ya vermesi ile son bulur. “Tanrı, Sina Dağı’nda Musa ile konuşmasını bitirince, üzerine eli ile antlaşma koşullarını yazdığı iki taş levhayı ona verdi.” (ayet 18) 24. bölümden buraya kadar verilen tüm buyrukların dağda verildiklerini hatırlamamız önemlidir. Musa Rab ile tek başına kalmıştı. Tanrı, onunla, Halkı hakkındaki düşüncelerini açıklamak için “görüşmüştü”. Görüşme tamamlandığı zaman Tanrı Musa’ya, üzerine halkı ile olan antlaşmasının koşullarını yazdığı iki taş levha verdi. Musa başka bir yerde bu taş levhalar ile bilgi verir ve şöyle der: “Rab Tanrı parmağı ile yazmış olduğu iki taş levhayı bana verdi. Bu levhalar, dağda toplandığınız gün Rabbin ateşin içinden size bildirdiği bütün buyrukları içermekte idi. Kırk gün, kırk gece sonra Rab bana iki taş levhayı, antlaşma levhalarını verdi.” (Yasa’nın Tekrarı 9:10,11) Bu sözlerden iki taş levhanın içeriğinin Mısır’dan Çıkış 20. bölümde sözü edilen on “söz” ya da buyruk olduğu, ama şimdi Tanrı’nın parmağı ile yazılmış olduklarının belirtildiği anlaşılıyor – İsrail’in bereketin koşulu olarak yerine getirmeye söz verdiği buyruklar. Halk, Kızıl Denizi geçtikten sonra üzerine yerleştirildiği lütuf toprağını terk etti ve Tanrı’nın itaat sorumluluğu olarak yaptığı teklifi üstlendi. Musa kırk gün ve kırk gece dağda kalmıştı ve bu süre sırasında hiç bir şey yemedi ve içmedi (bakınız Yasa’nın Tekrarı 9:9), Tanrı’nın, Halkı ile haberleşme aracı haline gelebilmesi için adeta doğa üstü bir konumda bulundu. Eğer Tanrı’nın sesini işitmek istiyorsak, benlik bu konuya dahil edilmemeli ve gerçekten bir kenara bırakılmalıdır. Okuyucu, İlyas’ın (1. Krallar 19:8) Musa’nınkine benzeyen durumunu hatırlamakta başarısız olmayacaktır, ve aynı zamanda kutsanmış Rabbimiz de benzer bir durum tecrübe etmiştir – her ikisi de Musa gibi kırk gün kırk gece oruç tuttular. Ama birinin ifade etmiş olduğu gibi: “Rab İsa’ya her konuda üstünlük önceliği tanınması gerekir. Musa, Tanrı’ya yaklaşabilmek için doğal konumundan doğa üstü bir şekilde ayrıldı. Mesih, Tanrı’ya doğal olarak yakındı ve hata yakından da öte idi. O Kendisini, düşman ile insan adına karşılaşmak için doğasından ayırdı.” Bu karşıtlık çok büyük önem taşır ve Tanrı’nın en adanmış hizmetkarlarının bile Mesih’in harikalığının bir gölgesinden (hata karşıtlık aracılığı ile örnek olan) başka bir şey olamayacaklarını açık bir şekilde ortaya koyar. (Aynı zamanda elçi Yuhanna’nın Vahiy kitabındaki 1:10 ayetinde yer alan durumu ile de karşılaştırın.)