25 Şubat

“İmanınıza göre olsun.” (Matta 9:29)

İsa, gözleri görmeyen iki kör adama onların gözlerini açabileceğine güvenip güvenmediklerini sorduğu zaman, O’na inandıklarını söylediler. İsa, onların gözlerine dokunduğu zaman, şöyle dedi: “İmanınıza göre olsun.” Ve adamların gözleri açıldı.

Bu olaydan şöyle bir sonuç çıkarmak çok kolay olurdu: eğer yalnızca yeterli imana sahip olduğumuz takdirde, istediğimiz her şeyi, zenginliği ve şifayı ya da herhangi bir şeyi elde edebiliriz. Ancak işin aslı böyle değildir. İman, Rabbin bir sözünü, bir vaadini, ayetlerdeki bir buyruğu temel almalıdır. Aksi takdirde, bu ayet arzu ettiğiniz bir şeye ya da her şeye sahip olabileceğiniz anlamına gelirdi.

Buradaki metinden öğrendiğimiz, Tanrının vaatlerine sahip çıktığımız ölçü, imanımızın ölçüsüne bağlıdır. Elişa, Kral Yehoaş’a Suriyeliler karşısında zafer kazanacağını vaat ettikten sonra, ona bir yay ile bir kaç ok almasını ve okları yere vurmasını söyledi. Yehoaş, okları üç kez yere vurdu ve sonra durdu. Elişa çok kızdı ve ona oku beş altı kez vursaydı, Aramlılara karşı kesin bir zafer kazanacağını, ama şimdi üç kez vurduğu için onları sadece üç kez bozguna uğratacağını bildirdi (2.Krallar 13:14-19). Zaferinin ölçüsü, imanına bağlı idi.

Aynı durum öğrencilik yaşamı için de geçerlidir. Biz her şeyden vazgeçmeye ve imanla yaşamaya çağrıldık. Yeryüzünde hazineler biriktirmemize izin yoktur. Bu buyruklara itaat etme konusunda ne kadar ileriye gitmeye cesaret edebiliriz? Yaşam sigortası, sağlık sigortası, banka hesabındaki birikimler ve hisse senetleri ve bonolardan vazgeçmemiz mi gerekir? Bu sorunun yanıtı, “İmanınıza göre olsun” dur. Eğer, “hali hazırdaki ihtiyaçlarım ve ailemin ihtiyaçları için çok çalışacağım, her şeyi Rab İsa’nın işinden sonraya koyacağım ve gelecek için Tanrı’ya güveneceğim” diyecek imanınız var ise, o zaman Rabbin geleceğiniz ile ilgileneceğinden kesinlikle emin olabilirsiniz. Rab böyle yapacağını söyledi ve O’nun söz ü her zaman gerçekleşir. Öte yandan, eğer yağmurlu bir gün için sağlayış aracılığı ile “insan sağduyusu” kullanarak hareket etmemiz gerektiğini hisseder isek, Tanrı bizi yine sevecek ve bizi imanımızın ölçüsüne göre yine kullanacaktır.

İman yaşamı, Hezekiel 47.bölümdeki Tapınaktan akan sulara benzer. Ayak bileklerinize, dizlerinize ve belinize kadar suya girebilir, ya da daha iyisi, bu suların içine tamamen girerek yüzebilirsiniz.

Tanrının en seçkin bereketleri elbette O’na en çok güvenen kişiler içindir. O’nun sadakatini ve yeterliliğini bir kez tattıktan sonra, “sağduyunun” desteklerini, yardımını ve yastıklarını bir kenara atmak isteriz. Ya da bir kişinin söylediği gibi, “Eğer bir kez suyun üzerinde yürüdü iseniz, artık bir daha bir gemi ile seyahat etmek istemezsiniz.”