3 Ocak

“Dış görünüşe göre yargılamayın, yargınız adil olsun.” (Yuhanna 7:24)

Düşmüş insanın en derin yerlerinde var olan en büyük zayıflıklardan biri, dış görünüşe göre yargılama konusundaki ısrarlı eğilimdir. Bizler, bir kişiyi dış görünüşüne göre yargılarız. Kullanılmış bir arabayı karoserine göre değerlendiririz. Ne kadar sık hayal kırıklığına uğramış olsak da, “parlayan her şeyin altın olmadığını” öğrenmeyi inatla reddederiz.

Dr. James Dobson ‘Gizlen ya da Ara’ adlı kitabında kültürümüzde en fazla değer verilen özelliğin fiziksel güzellik olduğunu söyler. Bizler fiziksel güzelliği, “insan değerinin altın parçası” yapmışızdır. Bu nedenle, güzel bir çocuk, yetişkinler tarafından daha az gösterişli bir çocuğa kıyasla daha fazla değer görür. Öğretmenler çekici çocuklara daha yüksek not verme eğilimindedirler. Güzel çocuklar diğer çocuklara kıyasla daha az disiplin edilirler. Çirkin çocuklar kötü davranışları nedeni ile daha fazla azarlanırlar.

Samuel’e kalsa, kral olarak uzun boylu ve yakışıklı Eliav’ı seçerdi (1.Samuel 16:7). Ama Rab onun düşüncesini düzeltti,

“Onun yakışıklı ve uzun boylu olduğuna bakma. Ben onu reddettim. Çünkü RAB insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, Rab ise yüreğe bakar.”

Tarihteki en büyük adaletsizlik davası, Rab İsa gezegenimizi ziyaret ettiği zaman, meydana geldi. Anlaşıldığına göre O, çekici bir dış görünüşe sahip değildi. Bakılacak biçimden, güzellikten yoksundu, gönlümüzü çeken bir görünüşü de yoktu (Yeşaya 53:2). Onlar, şimdiye kadar yaşamış, tek gerçek güzelliğe sahip olan Kişi’de hiç bir güzellik göremediler!

Ancak O’nun Kendisi bu dış görünüşe göre yargılama gibi korkunç tuzağa asla düşmedi, çünkü O’nun gelişinden önce Kendisi hakkında şu peygamberlikte bulunuldu:

“Gözü ile gördüğüne göre yargılamayacak, kulağı ile işittiğine göre karar vermeyecek.” (Yeşaya 11:3).

 O’nun için önemli olan yüz değil, karakter idi. Örtü değil, ama içerik. Fiziksel olan değil, ama ruhsal olan.