2 Mayıs

Ve İsa Celile bölgesinin her tarafını dolaştı. Buralardaki havralarda öğretiyor,
göksel egemenliğin Müjdesini duyuruyor, halk arasında rastlanan her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu.” (Matta 4:23)

Hıristiyanlar arasında sık sık ortaya çıkan sorun, müjde yayma ve sosyal açıdan müdahil olma arasındaki uygun dengeyi elde etme konusundadır. Müjde duyuran kişiler genellikle insanların canları ile gereğinden fazla ve bedenleri ile yeterince ilgilenmedikleri konusunda eleştiri alırlar. Başka bir deyiş ile, açları beslemek, çıplakları giydirmek, hastaları iyileştirmek ve eğitimsiz kişileri eğitmek gibi konular ile yeterince ilgilenmezler.

Bu hizmetlerin her birine karşı herhangi bir şey söylemek anneliği eleştirmek gibi bir şey olacaktır. Rab İsa’nın insanların fiziksel ihtiyaçları ile yakından ilgilendiği kesindir. Ve o, öğrencilerine de bu konulara aynı şekilde ilgi göstermeleri gerektiğini öğretti. Tarihi açıdan bakıldığı zaman Hıristiyanların her zaman sevgi konusunda önceliğe sahip oldukları görülür.

Ama yaşamın pek çok başka alanında olduğu gibi, burada da mesele, önceliklerdir. Hangisi daha önemlidir? Geçici olan mı, kalıcı olan mı? Bu temel üzerinde bir karar alındığı zaman, Müjde temel konudur. İsa, şu sözleri ile bunu doğruladı:

“Siz iman edesiniz diye, bu, Tanrının işidir…”

 Öğretiş, sosyal müdahil olmaktan önce gelir.

İnsanın en fazla baskı gördüğü sosyal sorunların bazıları, sahte dinin sonucudur. Örneğin, bir inekte akrabasının ruhunun bulunduğuna inandığı için ineği kesmeyen ve bu yüzden açlıktan ölen insanlar bulunmaktadır. Diğer ülkeler, çok miktarda buğdayı gemilere yükleyip gönderdikleri zaman, bu buğdayın çoğunu insanlardan çok sıçanlar yer, çünkü hiç kimse sıçanları öldürmez. Bu tür kişiler sahte din tarafından zincire vurulmuşlardır ve sorunlarının yanıtı, Mesih’tir.

Müjde duyurma ve sosyal hizmet verme arasındaki uygun dengeyi sağlamak için çaba sarf eder iken, her zaman şöyle bir tehlike mevcuttur: “kahve ve kekler ile” çok meşgul hale gelindiği zaman, Müjdeye yer kalmaz. Hıristiyan kurumlarının tarihçesi iyinin, en iyinin düşmanı haline geldiği bu tür örnekler ile doludur.

Eğer tamamen “dışarıda” bırakılmıyorlar ise, sosyal müdahil olmanın bazı biçimleri sorgulanabilir hale gelirler. Bir Hıristiyan asla yönetimi devirmek için devrimsel nitelikli girişimlere katılmamalıdır. Sosyal adaletsizlikleri düzeltmek için politik süreçlere başvurmasının gerekmesi kuşkulu bir davranış olacaktır. Ne Rab ne de öğrencileri bu şekilde hareket etmediler. Yasalara başvurmak yerine Müjde yayma aracılığı ile çok daha fazlası başarılabilir.

Mesih’i izlemek için her şeyden vazgeçen, yoksullara vermek için her şeyini satan, ne zaman gerçekten gerekli olan bir ihtiyacın karşılanması gerekse, yüreğini ve cüzdanını açan bir Hıristiyan’ın sosyal konularda ilgisiz kaldığına dair suçlu bir vicdana sahip olması gerekmez.