23 Mart

“Tanrım Rabbe karşılığını ödemeden yakmalık sunular sunmam.”
(2.Samuel 24:24)

Davut’a, Rabbin vebayı durdurduğu yerde yakmalık sunu sunması buyrulduğu zaman, Aravna Davut’a, yakmalık sunu için öküzler ve odun için düvenler ile öküzlerin takımlarını sundu. Ama Davut bunları satın alma konusunda diretti. Rabbe karşılığını ödemediği bir şeyi sunmak istemiyordu.

Hıristiyan olmak için hiç bir bedel ödenmesi gerekmediğini biliyoruz, ama aynı zamanda içten bir öğrencilik yaşamının çok fazla şeye mal olması gerektiğini de biliyoruz.

“Hiç bir şey ödenmeyen bir dinin hiç bir değeri olmadığını biliyoruz.”

Adanmışlığımızın ölçüsüne çok sık olarak rahatlık, bedel ve refah ile ilgili düşünceler tarafından karar verilir. Evet, eğer yorgun değil isek ya da başımız ağrımıyor ise, dua toplantısına gideceğiz. Evet, eğer saati dağlarda geçirilecek bir hafta sonu ile çatışmıyor ise Kutsal Kitap sınıfında öğreteceğiz.

İnsanların içinde dua etmek, bir tanıklıkta bulunmak ve müjdeyi vaaz etmek bizi gergin yapabilir – bu nedenle sessiz kalırız. Bitlenme ya da pirelenme korkusu nedeni ile kurtarma hizmetinde görev almak için arzu duymayız. Hizmet alanına gitme düşüncesine zihnimizi kapatırız, çünkü yılanlardan ya da örümceklerden korkarız.

Verdiklerimiz genellikle bir kurban yerine bir bahşiştir. Eksikliğini hiç bir zaman hissetmeyeceğimiz bir şeyi veririz – durumumuz elinde kalan son şeyi veren dulun durumundan çok farklıdır. Konukseverliğimizin ölçüsü, masraflara, evimizde hissedeceğimiz rahatsızlığa ve karışıklığa bağlı olarak kararlaştırılır – bu durum evindeki her halının üzerine kusmuş olan sarhoşlar yüzünden lekelendiğini söyleyen canlar kazanan birinin durumundan farklıdır. İhtiyaç içinde olan insanlara verebileceklerimiz su yatağımıza uzanıp yattığımızda son bulur – bu durum ruhsal ya da maddesel yardım için her saat uyandırılmaya istekli olan kilise ihtiyarının durumundan farklıdır.

Mesih’in çağrısı bize geldiği zaman, kendimize şu soruları sorma eğilimini gösteririz, “Bu çağrıda bana düşen nedir?” “İşe yarayacak mı?” Aslında sorularımız şu tür sorular olmalıdır: “Bu gerçekten bedel ödeten bir sunu mudur?” Birinin söylediği şu sözler çok yerindedir:

“Ruhsal yaşamda olması gereken en iyi şey, ödemeden çok bedel ödemektir.”

Kurtuluşumuzun Kurtarıcımıza neye mal olduğunu düşündüğümüz zaman, O’nun uğruna bedel ödemek ve fedakarlıkta bulunmak çok zayıf bir karşılık olarak kalır.