24 Kasım

“Sonra lanet okumaya ve ant içmeye başladı.” (Matta 26:74)

Bir gün bir piskopos bahçesinde tek başına yürüyor ve geçen hafta olan olaylar üzerinde düşünüyordu. Çok utanç verici bir olayın anısı zihninde bir flaş gibi patladığı zaman, düşündüklerini kaba bir şekilde dışarı vurarak yüksek sesle söyledi. Yüksek bahçe duvarının öte tarafında yürümekte olan kilise üyelerinden biri b,r vaize yakışmayan bu sözleri işitti ve kulaklarına inanamadı.

Bu mahrem ağız bozukluğu, Tanrının gayretli pek çok çocuğunun yaşamında yürek parçalayıcı bir denemedir. Yüzlerce kişi bu sinsi alışkanlığın baskısı altında inilti çekerler, bu davranışın Rabbe nasıl saygısızlık ettiğinin ve kişinin yaşamını nasıl kirlettiğinin farkındadırlar. Ancak bu kötü alışkanlığı yenme konusundaki tüm çabaları sonuçsuz kalır.

Hoşa gitmeyen bu sözler genellikle kişi tek başına iken (ya da tek başına olduğunu sanırken) ve sinirsel bir gerilim içine girdiği zaman, ortaya dökülürler. Genellikle ani öfkenin sözlü bir ifadesidirler. Bazen hayal kırıklığına uğrayan duygular sonucu ağızdan dökülürler. Buradaki örnekte piskoposun durumunda olduğu gibi, duyulan utanç hissine karşı verilen bir reaksiyon idiler.

Mahrem küfür etmenin verdiği acıdan daha büyük olan acı, bir gün bu kötü sözlerin herkesin önünde ağızdan kaçacak olmasıdır. Ya da uykuda iken. Ya da bir hastanede anestezi altında olunduğu zaman.

Bu eski alışkanlık kendisini Petrus’ta Rabbin denendiği gece gösterdi. Celile’de İsa’nın öğrencilerinden biri olduğu söylendiği zaman, O’nun öğrencisi olduğunu lanet okuyarak ve ant içerek inkar etti. (Matta 26:74) Gergin bir durumda olmadığı takdirde böyle bir şeyi asla yapmazdı. Ama şimdi zor durumda kalmıştı ve büyük bir baskı altında idi. Ve bu sözler ağzından tövbe etmemiş olduğu günlerde olduğu gibi aniden çıkıverdiler.

En iyi niyetlerimize ve en gayretli çabalarımıza rağmen, sözcükler ağzımızdan, biz düşünecek bir fırsata sahip olamadan aniden çıkıverirler. Bizi tamamen korunmasız bir şekilde iken ele geçirirler.

Yaşamlarımızdaki bu Golyat’ı bir gün yenme konusunda umutsuzluğa kapılmamız gerekir mi? Hayır, tüm ayartmalar için olduğu gibi bu ayartma konusunda da zaferli olduğumuza dair vaat mevcuttur (1.Korintliler 10:13). Öncelikle her düştüğümüz zaman günahı itiraf etmemiz ve ondan vazgeçmemiz gerekir. Sonra Tanrıya dudaklarımıza bir bekçi koymazı için yalvarmamız gerekir. Yaşamın hoş olmayan koşullarına sessizce ve sakinlik ile karşılık verebilmek için Tanrıdan güç istemeliyiz. Bazen bir başka imanlıya hatayı itiraf etme eylemi güçlü alışkanlığın gücünü kırma konusunda yararlı olur. Son olarak her zaman hatırlamamız gereken şey şudur: diğer yeryüzündeki kişiler bunu işitmeyebilirler. Ama göksel Babamız göklerden işitir. Bunun O’nun gözünde ne kadar gücendirici olduğunun hatırlanması bizlere güçlü bir yardımcı olarak hizmet etmelidir.