13 Kasım

“Elde edemiyorsunuz, çünkü Tanrı’dan dilemiyorsunuz.” (Yakup 4:2)

Bu ayet ilginç bir sorunun ortaya çıkmasına neden olur. Eğer dilemediğimiz için elde edemiyor isek, o zaman yalnızca isteklerimiz için dua etmememiz nedeni ile yaşamda ne kadar büyük şeyler kaçırıyoruz demektir?

Benzer bir soru Yakup 5:16 ayetinde ortaya çıkar:

“Doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir.”

Eğer bu doğru kişi dua etmiyor ise, o zaman bundan çıkacak sonuç, bu doğru kişinin dileklerini elde edemeyişi olacaktır.

Çoğumuzun yaşadığı sorun, yeterince dua etmeyişimiz ya da dua ettiğimiz zaman, çok az şey isteyişimizdir. Bizler, C.T.Studd’ın söylediği gibi,

“imkansız olanı tutan kişiler olmak yerine mümkün olanı kemiren”

kişiler olmaktayız. Dualarımızın cesur ve cüretkar olmaları gerekir iken, bunun aksine dualarımız korkakça edilen dualardır ve hayallerimizi içermezler.

Daha büyük şeyler için dua ederek Tanrı’yı onurlandırmamız gerekir. John Newton2un söylediği sözleri okuyalım.

Bir Kral’ın huzuruna geliyorsunuz,
O’ndan büyük ricalarda bulunun.
Çünkü O’nun lütfu ve gücü büyüktür,
Hiç kimse hiç bir zaman yeterince fazla isteyemez.

Büyük ricalarda bulunduğumuz zaman Tanrı’yı yalnız onurlandırmak ile kalmayız; ruhsal olarak kendimizi de zenginleştirmiş oluruz. Tanrı bizim için göğün hazinelerini açmayı sever, ama bu günkü ayet Tanrının bize göğün hazinelerini yalnızca dualarımıza yanıt olarak açtığını ifade etmektedir.

Bana öyle geliyor ki, bu ayet çok sık işittiğimiz bir soruyu yanıtlamaktadır. Bu soru şudur: dua gerçekten ancak edildiği zaman mı Tanrı’yı harekete geçirir ya da dua bizi yalnızca Tanrının nasıl olsa yapacağı bir şey ile uyum haline mi getirir? Burada verilecek yanıt net gibidir: Tanrı dua ile istenmediği takdirde yerine getirilmeyecek olan dilekleri duaya yanıt olarak yerine getirir.

Bu konu üzerinde düşündüğümüz zaman, zihnimizde canlanan şeyler iki yönde ilerleyebilirler. Öncelikle, duanın doğrudan bir sonucu olarak gelmiş olan muazzam başarılar üzerinde düşünebiliriz. İbraniler 11:33,34 ayetlerini ödünç alarak, iman ile

“krallıkları ellerine geçirenleri, adaleti sağlayanları, vaat edilenlere kavuşanları, aslanların ağızlarını kapatanları, kızgın ateşi söndürenleri, kılıcın ağzından kaçıp kurtulanları, güçsüzlükte kuvvet bulanları, savaşta güçlenenleri ve yabancı orduları bozguna uğratanları”

hatırlayalım.

Ama aynı zamanda eğer yalnızca dilemiş olsa idik, bizim kendimizin Mesih için neler başarabileceğimizi de düşünebiliriz. Tanrı’nın Sözünde yerine gelmeyen aşırı büyük ve değerli pek çok vaadi düşünebiliriz. Güçlü olabileceğimiz zaman, güçlü olduk. Binlerce ya da hatta milyonlarca yaşama dokunabilecek iken, bir kaç yaşama dokunduk. Kıtaları dileyebileceğimiz yerde tarlalar diledik. Servetinden dolayı aşırı nüfuzlu kişiler olabilecek iken, ruhsal fakirler olduk.