12 Kasım

“Duruşmada ilk konuşan haklı görünür, başkası çıkıp onu sorgulayana dek.”
(Süleyman’ın Özdeyişleri 18:17)

Bu ayetin ilk kısmı genellikle hepimizin yaptığı bir hataya işaret eder – Kendimizi mümkün olan en iyi ışık altına yerleştirmek ile ilgili her zaman değişmez olarak kanıtlar ortaya koyarız. Böyle yapmamız bize oldukça doğal bir davranış olarak görünür. Örneğin, bize zarar vereceği kesin olan gerçekleri gizler ve iyi taraflarımıza odaklanırız. Kendimizi başarısızlıkları daha göz önünde olan diğer kişiler ile karşılaştırırız. Kendi eylemlerimiz ile ilgili utancı diğer kişilerin üzerine atarız. Kendi eylemlerimize diğer kişilerin tamamen hatalı olduklarını öne süren dindar motifler ekleriz. Olup bitenler gerçeklik ile yalnızca soluk bir benzerliğe sahip olana dek onları çarpıtır ve bozarız. Daha iyi bir resim çizmek için duygusal olarak renkli sözcükler kullanırız.

Adem Havva’yı ve Tanrı’yı suçladı:

“Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim.” (Yaratılış 3:12)

 Havva ise şeytanı suçladı:

“Yılan beni aldattı. O yüzden yedim.” (Yaratılış 3:13)

Saul Amalekliler’in koyun ve sığırlarını şu dindar düşünce ile koruyarak kendi itaatini savundu:

“Askerler en iyi davar ve sığırları Tanrın Rabbe kurban sunmak üzere aldılar.” (1.Samuel 15:21)

Saul aynı zamanda elbette şu düşüncesini de belirtti: eğer suçlanacak biri var ise o kendisi değildi, askerleri idi.

Davut silah almak için Ahimelek’e şu sözleri ile yalan söyledi:

“Kralın işi acele idi.” (1.Samuel 21:8)

Aslıda Davut o sırada kralın görevinde hizmet vermiyordu; kral Saul’den kaçmakta idi.

Kuyu başındaki kadın gerçeği gizledi.

“Kocam yok” dedi (Yuhanna 4:17).

 Aslında daha önce beş kocası olmuş idi. Ve şimdi evli olmadığı bir adam ile beraber yaşıyordu

Bu konu böylece devam edip gider! Düşmüş Adem tabiatımız nedeni ile bir konudaki davranışımızı sunduğumuz zaman, tamamen yansız davranmak bizim için zordur. Kendimizi en iyi ışıkta resmetmeye eğilim gösteririz. Başka birinin işlediği günahları acımasızca yargılar iken, kendi hayatımızdaki günahlara karşı daha hoşgörülü bir tutuma sahip olabiliriz.

“Davasını ilk kez öne süren haklı gibi görünür, ama sonra komşusu gelir ve onun söylediklerine eklerde bulunur”,

 yani, komşusunun aynı konuda tanıklık etme fırsatı söz konusu olduğu zaman, o, gerçekler ile ilgili daha doğru bir sunumda bulunur. Komşusu ört bas edilmiş olan tüm gizli girişimleri ve kendini haklı çıkarmayı ifşa eder; öyküyü hiç bozmadan ya da çarpıtmadan anlatır.

Nihai olarak, Komşumuz Tanrı’dır – karanlıktaki gizli şeyleri açığa getiren ve yüreğin düşüncelerini ve niyetlerini açıklayan Kişi. Tanrı ışıktır ve O’nda asla karanlık yoktur. Eğer O’nunla tam bir ışıkta birlikte yürüyecek isek, içten olmamız ve tüm tanıklığımızda hilesiz davranmamız gerekir. Bu davranışımızın sonuçları bizim mahvolmamıza neden olacak olsa bile böyle davranmaktan vazgeçmememiz doğrudur.