9 Eylül

“İyi kişi, torunlarına miras bırakır.”  (Süleyman’ın Özdeyişleri 13:22)

Bu ayeti okuduğumuz zaman, hemen burada yazılı olanın ekonomik bir miras olduğu sonucuna varmamamız gerekir. Tanrının Ruhunun burada ruhsal bir mirasa işaret ettiğini düşünmek çok daha anlamlıdır. Bir kişi, yoksul ama tanrısal bir anne ve baba tarafından büyütülmüştür ve bu kişi Kutsal Kitap’ı her gün okuyan, bir aile olarak toplanıp dua eden ve ona Rab korkusunu ve hayranlığını aşılayan bir çevrede yetişmiştir, buna rağmen anne ve babası öldüklerinde ona tek bir kuruş bile bırakmamışlardır. Ruhsal bir miras, mirasların en iyisidir.

Aslında bir oğul ya da bir kız, çok büyük bir miras devir alır ise, ruhsal açıdan yıkıma uğrayabilir. Aniden gelen varlık, genellikle zehirleyici bir özelliği olduğunu kanıtlamıştır. Çok büyük bir zenginliği çok az kişi bilgece yönetebilir. Çok büyük mirasa sahip olan kişilerin çok azı Rab ile olan ilişkisini bozmadan yaşamına devam edebilir.

Bu konudaki bir diğer düşünce de şudur: bir mülk bölündüğü zaman aileler genellikle kıskançlık ve çekişme yüzünden birbirlerine düşman olurlar.

“bir vasiyetin bulunduğu yerde akrabaların sayısı çoktur”

 sözlerindeki ifade gerçektir.  Yıllarca barış içinde yaşamış olan aile bireyleri birkaç parça mücevher ya da Çin porseleni ya da mobilya yüzünden aniden düşman haline gelirler.

Hıristiyan anne ve babalar servetlerini genellikle kurtulmamış çocuklara, yanlış inançlara sahip akrabalara ya da nankör çocuklara bırakırlar; oysa bu servet Müjdenin yayılması için kullanılsa daha iyi olur idi.

Bazen, bu çocuklara para bırakma işi, bencilliğin örtülü bir şeklidir. Anne ve babalar genellikle servetlerini, mümkün olduğu kadar uzun süre kendilerinin elinde bulundurmak isterler. Ölümün bir gün bu serveti ellerinden alacağını bilirler, bu nedenle onu çocuklarına miras olarak bırakma geleneğini izlerler.

Ama şimdiye kadar yasal ücretler tarafından ihlal edilemeyen ya da kemirilemeyen hiç bir vasiyet icat edilmemiştir. Bir ebeveyn bu dünyadan ayrıldıktan sonra isteklerinin yerine getirileceğinden emin olamaz.

Bu nedenle, bu konuda izlenecek en iyi politika, ebeveynin henüz hayatta iken, servetini cömert bir şekilde Rabbin işi için harcamasıdır. Aynı şu atasözünde söylenmiş olduğu gibi:

“Henüz yaşar iken verin; o zaman verdiklerinizin nereye gittiğini bilirsiniz.”

Ve bir vasiyet yapmanın en iyi yolu, şöyle demektir:

“Sağduyulu hareket ederek, henüz yaşar iken paramı Tanrının işi için harcadım. Çocuklarıma bıraktığım miras, bir Hıristiyan’ın geçmişi, Mesih’in onurlandırıldığı bir yuva ve Tanrı Sözünün saygı gördüğü bir mirastır. Onlara Tanrı Sözünü ve Tanrı lütfunu bıraktım; bunlar çocuklarımı bina edebilir ve onlara kutsal kılınmış olan herkesin arasında bir miras verebilir.”