17 Eylül

“Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle,
herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu.
Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan
kişi ne bir şey satın alabilsin ne de satabilsin.”  (Vahiy 13:16,17)

Canavarın işareti! Büyük Sıkıntı dönemi sırasında güçlü ve kötü bir önder yükselecek ve herkese sağ elinde ya da alnında bir işaret taşımasını buyuracak. Bu buyruğa uymayı reddedenler canavarın gazabına uğrayacaklar. Bu buyruğa uymayı kabul edenler ise Tanrının gazabı ile karşılaşacaklar. Buyruğa uymayı reddedenler Mesih ile birlikte O’nun bin yıllık yüceliğinde egemenlik sürecekler. Buyruğa boyun eğenler ise kutsal meleklerin ve Kuzu’nun huzurunda ateş ve kükürt ile işkence görecekler.

Bu yazılanları okur iken, tüm bunların gelecekte gerçekleşeceğini bilerek ve kilisenin bu arada gökteki yuvaya alınacağına inanarak kendimizi bu olup bitecek olan olaylardan oldukça uzak hissedebiliriz. Ama yine de canavarın işaretinin şimdiden bizimle olduğuna ilişkin bir sezgiye sahibiz. Yaşamda öyle zamanlar vardır ki, Tanrıya sadık kalma ve Tanrıya karşı olan bir sisteme boyun eğme arasında seçim yapmak için zorlanacağımız zamanlar mevcuttur.

Örneğin, bir işe girmek için uğraştığımız zamanlarda, bizden tanrısal ilkelere açıkça aykırı düşen koşulları kabul etmemizin isteneceği zamanlar söz konusu olabilir. Bu tür durumlarda mantığa göre hareket etmek kolay olur. Çalışmadığımız takdirde yiyecek satın alamayız. Ve eğer yiyecek almaz isek, hayatta kalamayız. Ve yaşamak zorundayız, öyle değil mi? Bu yanlış mazeret ile davranarak talepleri kabul ederiz ve böylece aslında canavarın işaretini kabul etmiş oluruz.

Yiyecek desteğimizi ya da süren varlığımızı tehdit eden her ne ise, bizi paniğe düşürür ve bu tehditten kurtulmak için nerede ise hemen hemen her şeyi feda etmek için ayartılma ile karşılaşırız. Büyük Sıkıntı döneminde canavara tapmayı doğru kılmak için insanların kullanacakları mazeretler, bu gün Tanrının gerçeği ve kendi yaşamlarımız arasında seçim yapmamız gerektiği zaman, bize kendilerini gösterecek olan mazeretler ile aynıdırlar.

Yaşamamız gerektiği düşüncesi sahtedir. Yapmamız gereken şey Tanrıya itaat etmek ve yaşamlarımızın ölmesi konusunda kaygı duymamaktır.

F.W.Grant şunları yazdı:

“Gerçeği sattığımız paranın üstünde ne kadar sönük olur ise olsun Mesih karşıtının benzeyişi mevcuttur.”

 Bu yüzden mesele,

“Büyük Sıkıntı döneminde yaşadığım takdirde canavarın işaretini kabul etmeyi reddedecek miyim?”

 meselesi değildir; asıl mesele,

“Şimdi, gerçeği satmayı reddediyor muyum?”

 meselesidir.