31 Ağustos

“ama benim için kazanç olan her şeyi Mesih uğruna zarar saydım.
Dahası var; uğruna her şeyi yitirdiğim Rabbim İsa Mesih’i tanımanın üstün değeri
yanında her şeyi zarar sayıyorum, süprüntü sayıyorum, öyle ki Mesih’i kazanayım.”
 (Filipeliler 3:7,8)

Bir imanlı Mesih uğruna büyük fedakarlıkta bulunduğunda bu her zaman ziyadesi ile iyidir. Armağanlarının kendisine varlık ve ün getirdiği ama yine de tanrısal çağrıya itaat ederek itaatini sürdüren ve bunları Kurtarıcının ayaklarına bırakan bir kişi düşünelim. Ya da sesi sayesinde kendisine dünyanın en büyük konser salonlarının kapılarının açıldığı bir kadını akla getirelim. Ama bu kadın şimdi bir başka dünya için yaşaması gerektiğini hissetmektedir, bu nedenle Mesih’i izlemek için müzik kariyerinden vazgeçer. Ne olur ise olsun, hiçbir şey ile kıyaslanamaz bir değer olan Mesih’i kazanmanın yanında yersel ün ya da zenginliğin ne önemi olabilir?

Ian MacPherson şu soruyu sorar:

“Armağanlar ile yüklü bir insanın tüm bunları hissizce ve hayranlık içinde Kurtarıcının ayaklarının dibine bırakmasından daha etkileyici bir görünüm nerede olabilir? Ve ayrıca zaten bu armağanlar olmaları gereken yerde değil midirler? Yaşlı bilge bir Gal’li imanlının şu sözlerine kulak verelim: ‘İbranice, Grekçe ve Latince kendi yerlerinde bir arada çok itidirler; ama onların yerleri, Pilatus’un onları koyduğu yer değildir; yani onların İsa’nın başına değil, ayaklarının dibine konulmaları gerekirdi.”

Elçi Pavlus zenginliği, kültürü ve dini konumu bıraktı ve onları Mesih uğruna zarar saydı. Jowett şu yorumu yapar:

“Elçi Pavlus aristokratik mülkiyetlerini büyük kazançlar olarak düşündüğü zaman, Rabbi asla görmemiş idi; ama ‘Rabbin yüceliği’ onun şaşkın gözleri üzerinde parladığı zaman, tüm bunların hepsi gölgede kaldı ve hatta yok oldular. Ve Rabbin ihtişamında değerlerini kaybedenler ve elçinin ellerinde süprüntü olarak nitelendirdiği şeyler yalnızca daha önceki kazançları değil idi; elçi artık onları düşünmüyordu bile. Bir zamanlar en üstün ve en kutsal olarak düşündüğü şeyler elçinin zihninden tamamen silinmişler idi.”

Ne gariptir ki, bir kişi Mesih’i izlemek için her şeyinden vazgeçtiği zaman, bazı kişiler onun aklını yitirdiğini düşünürler. Bazı kişiler ise bu tutum karşısında şok geçirirler ve neden böyle davrandığını bir türlü kavrayamazlar. Bazıları bu duruma üzülür ve farklı yönler teklif ederler. Bazıları ise mantık ve sağduyu temelinde tartışırlar. Böyle bir durumu çok az kişi onaylar ve derinden sarsılırlar. Ama bir kişi iman ile yürüyor ise, diğer kişilerin düşüncelerini uygun bir şekilde takdir edecek güce sahiptir.

C.T. Studd yaşamını görevli hizmetine adamak için özel servetinden ve değerli evinden vazgeçti. John Nelson Darby müjdeyi yaymak, öğretmen ve Tanrının peygamberi olmak için harika bir kariyere sırtını çevirdi. Ekvator’daki beş şehit Auca kabilesine Mesih’i götürmek için Amerika Birleşik Devletlerinin refahını ve materyalizmini terk ettiler.

İnsanlar bunun çok büyük bir fedakarlık olduğunu söylediler, ama bu bir fedakarlık değildir. Biri, Hudson Taylor’ın Mesih için yaptığı fedakarlıkları yorumlamaya çalıştığı zaman şöyle dedi:

“Ben, yaşamımda asla bir fedakarlık yapmadım.”

 Ve Darby şöyle dedi:

“Reddetmekten vazgeçmek, büyük bir fedakarlık değildir.”